Yazmayalı ne kadar da uzun zaman olmuş. Aslında o kadar çok şey var ki
anlatacak, yazmamış olmam beni şaşırttı. Nerden başlamalı acaba?
İlk olarak muhtemelen hepinizin
bildiği üzere, müstakbel first yearım açıklandı. Bu haber karşısında ne
hissedeceğimi bilemedim açıkçası. Hem heyecanlıydım gelecek yılımı birlikte
geçireceğim kişi belli olmuştu. Ama aynı zamanda zamanın çok hızlı geçtiği
fikri içimi doldurmuştu. Bu iki yılın çok yakında bitecek olması veya second
yearların ayrılmasına çok kısa bir zaman kalmış olması fikri korkutuyordu. Şu
an ne hissettiğimi ise bilmiyorum bile. Çok hoş ve eğlenceli bir müstakbel
first yearım var ama hala korkuyorum.
Bu kafa karıştırıcı duygu halini
bir yana bırakıp kafa fikriyle devam edelim. Ben kafayı kazıttım. Yani aslında
bu bir gelenek okulda... Ama gelenek dedimse de herkes kazıtmıyor. Her yıl isteyenler
saçını kazıtıp saçı kanserlilere veriyor. Ben de bu kişilerden biriydi bu yıl
ama benim hikayem diğerlerinden biraz farklı. Buraya gelmeden önce içimde
minicik bir kıpırtı acaba diyordu ama o kadar küçük bir kıpırtıydı ki fark etmem
bile zaman aldı. Buraya geldikten bir süre sonra o kıpırtıda kayboldu ve kışın
eve döndüğümde saçımı çene hizasında kestirdim. Ama buraya döndükten sonra o kıpırtı
da pek çok destekçi nedenle birlikte büyüyerek geri döndü. Ama emin
olamıyordum. Gidip geliyordum. Nedenlerim şunlardı:
- Kadınlara yüklenen saçın güzellik anlamına gelmesi fikrinden sıkılmıştım
- Buna bağlı olarak erkeklerin saçını kazıtması normal karşılanırken, kadınlar için zor bir hareket olarak görülmesi fikri rahatsız eder olmuştu.
- Yüzümle çok barışık değildim. Yüzüme saçımın düşmesinin sevmemin sebebi de muhtemelen buydu. Kafamda saç oldukça da yüzümle barışma yoluna gitmeyecektim. (not: şu an yüzümle çok mutluyum)
Tüm bunlara ek
olarak birini mutlu etmek fikri de çok hoş geldi kulağıma. Bunlar birleşti %95
emindim kafamı kazıtacaktım ama o %5 beni durdurmaya yetiyordu. Herkesin saçını
kazıttığı gece karar verdim ama o geceden ertesi gün kazıttım ben. Herkesin
önünde, çok reklamlaşmış bir şekilde, yapmak istemedim; buna ek olarak bunu
yapışımın o an etkisi olmadığından emin olmak istedim. Ertesi gün İlayda’nın
odasının orda gözümü kapattım ve açtığımda kafamda saç kalmamıştı. Şu ana kadar
hiç keşke yapmasaydım demedim ama aksine o kadar çok iyi ki yapmışım anı
yaşadım ki sayısını bile unuttum. (Teori: Herkes hayatında en az bir kere
kafasını kazıtmalı.)
Sonra Travel Week zamanı geldi. O
hafta içinde olanlar ne anlatılır ne de bir daha yaşanılabilir bir hikaye.
Sadece şunları söyleyeyim eğer bir geziye gidiyorsanız nereye gittiğinizden çok
kiminle gittiğiniz önemli, bir de bir otobüsün başına her şey gelebilir o
yüzden gerektiğinden önce bir saatte yola çıkın ki işinizi riske atmayın.
Tam bir hafta önceyse Holi'ydi. Renkler festivali. Okuldan sonra futbol sahasına gidip kutlama yaptık. Renkler elimizdeki boyalar tükenince mud gamese(çamur oyunlarına) dönüştü. çok eğlenceli bir Holinin ardından sıkı bir ders çalışma dönemine girdik.
Bu benim saçsız halim.Bence kafam güzelmiş benim.
Bir de file bindim gezerken.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder