20 Ağustos 2014 Çarşamba

Hikaye Yarım Kalmasın!

Yazmadığım, yazamadığım ve sonra da yazmayı unuttuğum için özür dileyerek başlayayım yazıma.
Geçen yılın kaldığımız yerden sonraki kısmını özetlemeli ilk önce.

Gezi haftasından sonra derslere yoğunlaşmaya başladık. Finaller yaklaşmıştı ve her geçen gün daha da yaklaşıyordu. Ben de iki IB dersimi geçen yıl bitirdiğim için çoğu first yeardean daha çok çalışıyordum. Çoğu first year da  neredeyse belki de eşit düzeyde önemli olan final sınavlarına çalışıyordu. Daha çok akademik odaklı geçtiğini söyleyebileceğim bir ayın sonunda büyük gün geldi çattı.
MEZUNİYET
Second yearlar mezuniyet için heyecanlı ve biraz da buruktular. Bizlerse onlarla geçireceğimiz son gün olduğu için buruktuk.Herkes giyindi, süslendi ve bir aydır sınav salonu olarak kullanmış olduğumuz çok amaçlı salona gittik. Second yearlarımızın tek tek mezuniyet belgelerini almasını izledikten sonra son fotoğraflarıızı çekildik.
Bİr yıl bitmişti ve arkamızda kalmaya hazırlanıyordu.
Ertesi sabah pek çok kişiyle vedalaştım. Bİr kısmıyla ağustosta görüşmek üzere ayrıldık. Bir kısmıyla bir daha görüşmek umutlarıyla ayrıldık. Bir kısmıyla ise bir daha görüşmeyeceğimizi bilerek elveda dedik. Bir sayfa tammaen kapandı. Otobüse doluşup yolumuza koyulduk. Biraz buruk biraz da yılı bitirmiş olmanın rahatlığı vardı üzerimizde.
Havaalanındaki uzun saatlerin ardından evlerimize dağıldık, birer birer ve yavaş yavaş.

Aradan iki buçuk ay geçti ve yine aynı yerdeyiz. Hep birlikte.Geçen sene bugünlerde yeni tanıştığımız kampüse döndük. Evimizden kişiler eksildi. İçimizde bir burukluk, kampüsde bir boşluk var.

Biliyoruz ki önümüzdeki haftasonu bu boşluk yok olacak, burukluk azalacak.
First yearlarımız gelmeye başlayacak.
Biz de şimdi onlar için hazırlıklar yapıyoruz.Dört gözle evimize gelmelerini bekliyoruz.

25 Mart 2014 Salı

Neler Oldu Neler!

 Yazmayalı ne kadar da uzun zaman olmuş. Aslında o kadar çok şey var ki anlatacak, yazmamış olmam beni şaşırttı. Nerden başlamalı acaba?
              İlk olarak muhtemelen hepinizin bildiği üzere, müstakbel first yearım açıklandı. Bu haber karşısında ne hissedeceğimi bilemedim açıkçası. Hem heyecanlıydım gelecek yılımı birlikte geçireceğim kişi belli olmuştu. Ama aynı zamanda zamanın çok hızlı geçtiği fikri içimi doldurmuştu. Bu iki yılın çok yakında bitecek olması veya second yearların ayrılmasına çok kısa bir zaman kalmış olması fikri korkutuyordu. Şu an ne hissettiğimi ise bilmiyorum bile. Çok hoş ve eğlenceli bir müstakbel first yearım var ama hala korkuyorum.
               Bu kafa karıştırıcı duygu halini bir yana bırakıp kafa fikriyle devam edelim. Ben kafayı kazıttım. Yani aslında bu bir gelenek okulda... Ama gelenek dedimse de herkes kazıtmıyor. Her yıl isteyenler saçını kazıtıp saçı kanserlilere veriyor. Ben de bu kişilerden biriydi bu yıl ama benim hikayem diğerlerinden biraz farklı. Buraya gelmeden önce içimde minicik bir kıpırtı acaba diyordu ama o kadar küçük bir kıpırtıydı ki fark etmem bile zaman aldı. Buraya geldikten bir süre sonra o kıpırtıda kayboldu ve kışın eve döndüğümde saçımı çene hizasında kestirdim. Ama buraya döndükten sonra o kıpırtı da pek çok destekçi nedenle birlikte büyüyerek geri döndü. Ama emin olamıyordum. Gidip geliyordum. Nedenlerim şunlardı:
  • Kadınlara yüklenen saçın güzellik anlamına gelmesi fikrinden sıkılmıştım
  • Buna bağlı olarak erkeklerin saçını kazıtması normal karşılanırken, kadınlar için zor bir hareket olarak görülmesi fikri rahatsız eder olmuştu.
  • Yüzümle çok barışık değildim. Yüzüme saçımın düşmesinin sevmemin sebebi de muhtemelen buydu. Kafamda saç oldukça da yüzümle barışma yoluna gitmeyecektim. (not: şu an yüzümle çok mutluyum)

Tüm bunlara ek olarak birini mutlu etmek fikri de çok hoş geldi kulağıma. Bunlar birleşti %95 emindim kafamı kazıtacaktım ama o %5 beni durdurmaya yetiyordu. Herkesin saçını kazıttığı gece karar verdim ama o geceden ertesi gün kazıttım ben. Herkesin önünde, çok reklamlaşmış bir şekilde, yapmak istemedim; buna ek olarak bunu yapışımın o an etkisi olmadığından emin olmak istedim. Ertesi gün İlayda’nın odasının orda gözümü kapattım ve açtığımda kafamda saç kalmamıştı. Şu ana kadar hiç keşke yapmasaydım demedim ama aksine o kadar çok iyi ki yapmışım anı yaşadım ki sayısını bile unuttum. (Teori: Herkes hayatında en az bir kere kafasını kazıtmalı.)

               Sonra Travel Week zamanı geldi. O hafta içinde olanlar ne anlatılır ne de bir daha yaşanılabilir bir hikaye. Sadece şunları söyleyeyim eğer bir geziye gidiyorsanız nereye gittiğinizden çok kiminle gittiğiniz önemli, bir de bir otobüsün başına her şey gelebilir o yüzden gerektiğinden önce bir saatte yola çıkın ki işinizi riske atmayın.
               Tam bir hafta önceyse Holi'ydi. Renkler festivali. Okuldan sonra futbol sahasına gidip kutlama yaptık. Renkler elimizdeki boyalar tükenince mud gamese(çamur oyunlarına) dönüştü. çok eğlenceli bir Holinin ardından sıkı bir ders çalışma dönemine girdik. 
               Şimdiyse ders çalışma zamanı başladı, başlamak üzere. Şimdi yoğun bir döneme giriyoruz okulca. Haydi bakalım daha neler yaşayacağız acaba?





Bu benim saçsız halim.Bence kafam güzelmiş benim.

Bir de file bindim gezerken.
                                                                 



22 Şubat 2014 Cumartesi

ONE BILLION RISING- BİR MİLYAR AYAKLANIYOR





 Ben sevgililer gününü kutlamaktan hoşlanan bir insan değilim. Ama bu yıl 14 Şubat benim için çok özel bir gündü. Hindistan'ın kasabalarından birinde OBR(One billion rising- Bir milyar ayaklanıyor) etkinliği düzenledik.

OBR, kadına şiddete ve cinsel tacize karşı, dünyanın her  tarafında aynı gün yapılan bir eylem.

Toplanıyoruz, dans ediyoruz, yürüyoruz...



"Her üç kadından biri hayatı boyunca en az bir kere şiddete maruz kalıyor." Bu sayı bir milyar kadın ediyor.

Ve bu demek oluyor ki sizinle şu an aynı odada olan kadınlardan biri şiddete maruz kaldı veya kalacak.



Tüm bunlardan daha acısı bazı toplumlarda kadın, dayak yediği zaman, hak ettiği için yediğini düşünüyor; kocasının onu dövmesinin hakkı olduğuna inanıyor.



Bunu değiştirmek, en azından insanların uyanmasını sağlamak istedik. Kapalı kapılar arsında olan şeyleri kasabanın merkezine taşımanın etkili olacağına inandık.



Okulun çocuklarına, dünyanın her tarafında yapılan dansı anlamıyla birlikte öğrettik. Zamanı geldiğinde kasabaya gittik, dans ettik. Çocuklarını almaya gelen velilere ve meraklı, şaşkın kasaba sakinlerine neden dans ettiğimizi anlattık ve ortadan kaybolduk.





Yukarıdaki video geçen seneki İstanbul eylemlerinin, uluslararası kullanılan müzik ile birlikte olan videosu.



Ayrıntılı bilgi için websitesi(üzgünüm İngilizce): http://www.onebillionrising.org/






3 Şubat 2014 Pazartesi

UWC'den sonra: Hayat?

  UWC'yi küçük yaşta keşfetmiş olarak yıllarca önüme koyduğum hedefler arasından yapacağıma emin olduğum tek hayalimi gerçekleştirmiş bulunuyorum. Bir UWC'de okuyorum (Aramızda kalsın en güzelinde ;) ).
  Şu an bir UWC'deyim ve adını daha önce bilmediğim ülkelerden arkadaşlarım var.İlk başta konuşamadığım İngilizce'de kendime fazlasıyla güvenir oldum. Yakın arkadaşlar edindim. Dünyayı keşfederken kendimi tekrardan keşfettim. Doğaya saydı duymak kavramı hayatımda nefes almaktan farksız oldu. İnsanlara ve kültürlere saygı ise nefes almaktan öte...
  UWC'deki hayata öyle bir alıştım ki muhteşem şeyler normal gelmeye başladı. Bundan başkasını hayal edemez oldum. Hep öyleydi, hep öyle kalacaktı.
  İşte o anda bir soru belirdi: UWC'den sonra hayat var mıdır?
  Cevap tabi ki var oldu.
  Ama koca masada hayal edebilen tek kişi 10. yıl buluşmasını hayal edebildi başka bir şey değil.

29 Ocak 2014 Çarşamba

MUWCI'de Özel Günler, Prensesler?

Geçenlerde Amerika ve Karayip gecesiydi aklıma geldi, MUWCI'de özel günler güzel eğlenceli minik bir miktarda da tezat oluşturacak biçimde.
En güzel örneklerden biri ilk dönemin son akşamı olan Noel yemeği olsa gerek. Noel yemeği, şu ana kadar MUWCI'de gördüğüm en havalı etkinlikti. Herkes giyinmiş süslenmiş, müdürün evinin arkasındaki alana doğru yola koyulmuştu. Kızların hepsinin ayağında topuklular üstlerinde en havalı elbiseleri, erkelerin hepsi takımları çekmiş yürüyorlar. Müdürün arka bahçesinde yemekler yerini almış, elinde atıştırmalıklarla gezen garsonlara kadar her şey düşünülmüş. İlk başta herkes ayakta eğleniyor derken bir zaman sonra yemekler görücüye çıktı. Müdürün arka bahçesiyle ilgili tek problem ortaya çıktı o anda; sadece 5-6 tane masa vardı oysa yemek yiyen 250'den fazla kişi. O havalı elbiseleri, fiyakalı takım elbiseleri ile insanlar çimlere oturdu ve yemeğe başladı. Hiç bir şey olmadı sanki. Çatal da kalmamamış olduğunu fark ettik, olsun elle de yenir, zaten Hindistan'dayız gelenekler bunu söyler dedik. Hiç kimsecikler istifini bozmadı, sanki İngiltere prensiymiş de, her zaman olduğu gibi onlarca boyutta çatal bıçaktan oluşan masada yemeğini yiyormuşçasına yemeklerimizi yedik. 
Diğer UWC'leri bilemem ama burada prensesler gibi davranmanın imkanı yok. OMO'nun reklamlarında yıllarca kullandığı sloganı bulanın MUWCI mezunu olduğunu idda edesim var. Burada ben yere oturamam çime oturulur mu demek diye bir şey yok. Yeri geliyor aynı çimin üstünde birbirimizi çamura biliyoruz yeri geliyor prensesler gibi giyinmiş olsak da oturup yemeğimizi yiyoruz.
Yine çok tekrarladım kendimi. Neyse olsun o kadar. 

15 Ocak 2014 Çarşamba

MUWCI Demek

MUWCI'de öğrenci olmak demek önceden hayal edemeyeceğiniz şeyleri normal karşılamak demek

MUWCI;.....
  1. ...7:30'da başlayan derse 7:20'den önce kalkanı bulmanın imkansız olması demek. 
  2. ...Kapıyı açtığında zıplayan bir kurbağa bulmak demek, şanslıysan ayakkabının içinde de.
  3. ...Ayakkabı giymenin ne demek.
  4. ...Arada giydiğin terlikleri nerede bıraktığını unutmak demek.
  5. ...Tüm bunlara rağmen ayakkabı kullanmanız gerektiğini söyleyen mailler almak demek
  6. ...Önceden yılan resmine bakamayan biriyken, yılan bulurum umuduyla gece yürüyüşlerine çıkmak demek.
  7. ...Oda arkadaşlarının hepsinin aynı ülkeden olması fikrinin gerçek olmayacağını hissetmek demek.
  8. ...Hintçe öğrendiğin ilk kelimelerin "Tike" ve "Çalo" olması demek.
  9. ...Sürdürülebilirlik kelimesinin İngilizcesinden önce Hintçesini öğrenmek ve fiil, isim zarf ve sıfat olarak her dildeki cümlenin içinde kullanmak demek.
  10. ...Her gece aşağı köylerden gelen davul sesleriyle uyumak demek.
  11. ...Kirlenmekten korkmamak aksine kirlenmek için can atmak demek.
  12. ...Pazar gününü dört gözle beklemek demek.
  13. ...Ajandaya bakmanın sebebi genellikle ne zaman uyuyabileceğini bulmaya çalışmak olması demek.
  14. ...Sonradan en yakın arkadaşın olan birinin adını ilk iki hafta telaffuz edememek demek.
  15. ...Veya aylar geçmiş olsa da insanların adını doğru telaffuz etmenin imkansız olduğunu anlayıp lakap takmaya başlamak demek.
  16. ...Bir çatıda dedikodu yapmaya başlayıp çok derin politikaya bağlamak için ihtiyacın olan zamanın 5 saniye kadar olması demek.
  17. ...Dünya'nın neresine gidersen git bir evin olduğunu bilmek demek.
  18. ...Her gün gördüğün, kendini sarılmaktan alamadığın insanları iki yılın sonunda bir daha görmeme ihtimalinin yüksekliğini unutmaya çalışmak demek.
  19. ...Sınıf arkadaşlarından biri kazak giyerken diğerinin şort giymesini doğal karşılamak demek. 
  20. ...Reviri uyumak için kullanmak demek.
  21. ...Dönem sonunda odanı temizlerken yatağın altında ölü kurbağalar bulmak demek.
  22. ...İnsanların doğum gününü ilk dakikasında kutlamak demek.
  23. ...Ertesi gün sabah 8'de sınavın olsa bile saat 2'ye kadar oturup arkadaşlarla konuşmak demek.
  24. ...Arkadaşlarını bir gün görmeyince özlemek demek.
  25. ...Library Lawn'da oturup kartpostalda olduğunu düşünmek hatta bundan emin olmak demek.
  26. ...Yaşadıklarının rüya olmadığından emin olma ihtiyacı duymak demek.
  27. ...Yaptığın en saçma şeyin bile normal karşılanabilmesi demek.
  28. ...Etek giyen  bir erkek arkadaşın şort giydiğinde eteğine ne oldu demek demek
  29. ...İnsanların sıcak kanlılığına inanamamak demek.
  30. ...O akşama kadar konuşmalarınızı toplasan 1 saati geçmeyecek biriyle 3 saat durmadan konuşmak demek.
  31. ...Bazen dil problemi yüzünden sadece izlemek demek.
  32. ...Kelimelerin anlamını sormanın ayıp olmaktan çok çok uzak olması demek.
  33. ...Sosyal olmak için kendini her an zorlamak demek.
  34. ...Elini taşın altına koymayınca suçlu hissetmek demek.
  35. ...Öğretmenlerle yemek masasında saatlerce tartışmak demek.
  36. ...Hint bir öğretmenin sana gelip Türk kahvesi ister misin diye sorması demek.
  37. ...Pirinç dolu bir kaba nefret saçarak bağırmanın o kadar da garip olmaması demek.
  38. ...IB ile boğuşmak demek.
  39. ...Nasıl telaffuz edileceğini guruptaki kimsenin bilmediği bir konuda sunum yapmak demek.
  40. ...Nasıl diyorsunuz siz onu demenin normal günde yüzlerce defa olması demek.
  41. ...Dünya'da kaç çeşit kahve olduğunun ucunu kaçırmak demek.
  42. ...Yemek listesindeki yemekleri Google'da arayıp acaba güzel mi diye karar vermeye çalışmak demek.
  43. ...Bazen yemek tiksinç olduğu ve pişirmeye zamanın olmadığı için sadece tatsız tuzsuz pirinç yemek demek.
  44. ...Şehirdeki beyaz insanların (turistler) kazıklanması ve bir ürünü üç katına almasını izleyip biz de beyazlar olarak gülmek demek.
  45. Bir rikşa'ya 7 kişi sığabilmek ve o şekilde gidebilmek demek (3 kişi için tasarlanmış araçlar bunlar)
  46. ...Hepsinden önemlisi EV demek.

14 Ocak 2014 Salı

Merhaba

Merhaba,
Bu bloğu açmak bir süredir aklımdaydı ama ne yazacağımı bilemiyordum ve dün kafama gelen bir esintiyle "yeni blog oluştur" butonuna bastım.
İlk yazıma MUWCI nedir onu cevaplayarak başlamalıyım. Bu iki yıl içinde yılın 8 ayını bu okulda geçireceğim sonuçta.

MUWCI ve UWC nedir?
MUWCI'nin ne olduğunu anlamak için ilk önce UWC'yi anlamalı. UWC, ismini açarsak United World Colleges, Türkçeye çevirecek olursa Birleşik Dünya Kolejleri. UWC dünyanın 2014 Ağustos ayından itibaren Dünya'nın 14 olacak şu anda 12 farklı ülkede bulunan okullardır. Barışı hedefleyerek 1962 yılında Kurt Hahn tarafından kurulmuştur. Dünya'nın her tarafından öğrencileri toplayıp oları barış kurmaya zorlar.
UWC ve UWC fikriyle ilgili yeterince bilgi internette var. Meraklısı google amcaya sorarsa farklı dillerde kaynaklara ulaşabilir.
MUWCI'nin ne olduğuna gelirsek, uzun uzun adını söyleyecek olursak Mahindra United World College of India diyebiliyoruz. Adından anlaşılabileceği üzere okul UWC'nin Hindistan şubesi. Bir vadinin içinde bir tepeye kurulmuş bir şekilde yaşıyoruz. Etrafını balonla çevirmişiz kampüsün, Balonun varlığını göremiyoruz ama içerisiyle dışarısının farkı hissedebiliyorsunuz.
Burada yazacaklarım genellikle MUWCI olacak, belki buradaki insanların hikayeleri, belki benim hikayem. İnternette ulaşması neredeyse imkansız olan tek bilginin yani UWC'de hayatın kapılarını açıyorum.
Yakında görüşmek üzere.