12 Ağustos 2015 Çarşamba

Peki ya hikaye sona ererse?

UWC her zaman ulaşılacak bir yer, bir hayal, bir hayat, hatta belki bir yaşam tarzı. UWC hayal edilirken çok az insan bu hikayenin bir sonu olduğunu hatırlıyor, yola başlayanların çok azının ulaşmak için dört gözle beklediği bir son var. Ben de yakın arkadaşlarım gibi mezun olma fikrini hiç aklıma getirmemiştim. Yıllarca kurduğum hayaller UWC'de olmak ile ilgiliydi, oysa mezuniyet kapıya dayandığında bile ben bu gerçeği reddediyordum.

Okula uçağımdaki bir gecikmeden dolayı pazar günü saat sabah 11 civarı ulaştım, planlanandan tam bir gün sonra. Bomboş bir odamın kapısını açtığımda odanın çıpaklığı, keskin bir rutubet kokusu gibi yüzüme vurdu. Hayatımda bir MUWCI odasını hiç bu kadar çıplak görmemiştim. Bomboş, bembeyaz ve ruhsuz. Eşyalarımı çıkarır çıkarmaz MPH(multi purpose hall)'e koşmaya başladım. College Meeting çoktan başlamıştı, yılın ilk college meeting'i. Büyük salona girer girmez tanımadığım yüzler çarptı gözüme. Saçı kısacık kesilmiş bir kadın öğrencilerin bir kısmı ile birlikte yerde oturuyordu. O anda enerjik gibi gelen bir duygu yayıyordu, sonradan anladım ki bu sadece ben uykulu olduğum içindi. Tuhaf bir toplantıydı. College Assembly denen bir şeyden bahsetmeye başladılar. Geçen sene müdüre karşı ayaklandık güç istedik, neler oluyor bilmek istedik diye oluşturmuşlardı anlaşılan. Bu sene her şey farklı olacaktı. College Assembly fikrini onlar getiriyordu ama ne olacaksa biz yaratacaktık, öğrenciler. 
Ayrıca temiz bir başlangıç yapılacaktı. Okula girerken çantalarımız alkol ve sigar için aranmayacaktı. Bize güvenmek istiyorlardı, daha doğrusu Pelham (müdürümüz) bunu istiyordu. Bizse bir dağın tepesindeki gençler olarak bu güvenin getirdiklerinden dolayı mutluyduk.

Odama geri döndüğümde yalnızlık hoşuma gitti. Kafamı dinleyecektim. Bir kaç şeyin yerini değiştirdim. Kütüphaneden geçen sene bıraktığım eşyaları aldım. Bir sene boyunca yaşayacağım köşeye yerleşmeye başladım. Arkadaşlara merhaba dedim. Gerçekten özlediklerim bir avuç kadardı. Kalanı? onları da özlerdim elbet ama yeterince zaman geçmemişti. Her şey değişmişti, belliydi. Şimdi second yeardık, ve bizim second yearlarımız artık yoktu. Onların yokluğu bana mutluluk bile verdi. Aralarından hiçbirini özlemedim -ne o zaman ne de şimdi. Bana hiçbiri hiç bir zaman iyi davranmamışlardı ki. Sadece bir kaçı adeta acımıştı, bu salak kız, evet ingilizcesi kötü olan diyerek, bir şey bilmiyor diyerek oysa biliyordum ama konuşamıyordum. Ama bu sene aynısı olmayacaktı İngilizce ile aynı derecede savaşmak zorunda değildim. İlk hafta tuhaf geçti. Sadece tek dönem, bir sürü parti. Ve ufaklıklar yavaş yavaş gelmeye başladı.

Hint oda arkadaşım ilk varan oldu. Onu havluyla karşıladım. Sarılmak için kollarımı açmıştım ki kıyafet giymenin daha iyi bir fikir olduğunu fark ettim. Kız biraz suratsız göründü, onu odasını alışmaya ve eşyalarını yerleştirmeye bıraktım. Bu durumdan benimle gereksiz bi konuşma içine girmekten daha mutlu olacakmış gibi bir hali vardı ve öyle de oldu. Ben de etrafta dolanmaya başladım ve ne zaman varacağı belli olmayan Portekizli oda arkadaşımı karşılamaya çıktım. Rastgele bir odada 40 dakika geçirdikten sonra odama dönerken denk geldim Francisca'ya. Sarıldım ve küçük valizini elime aldım. Ben önde o arkada koyulduk odamıza doğru yola. Bu konuşkan olandı. Hafif tekleyen ingilizcesine rağmen sürekli konuşma açıyordu. Sevmiştim onu, ilk anda. Benim yanımdaki yatağı seçti. bir yıl boyunca yüzünü görecektim, pek ala mutluydum. Hemen oda kuralları gibi konular attı ortaya ben de bu konuşmaları drdüncü oda arkadaşımız gelene kadar erteledim. O akşam Ananya (Hint oda arkadaşım) ailesiyle bir gün daha geçirmek üzere ayrıldı, bende Beste'yi (first yearım) karşılamak için havaalanına yola çıktım gece. Francisca'yı ilk gecesinde yalnız bıraktım ve Jerisa da o gece sabaha doğru vardı. Beste geldiğinde beni beklemiyordu. Sevindi, tabi ki. Bence bir second yearın yapabileceği en güzel hareketlerden biriydi, o ilk şoka karşı bir yastık gibi sarmalamak. Minibüsün yerinde uyuyarak ulaştığım okulda Beste'yi odasına yollayıp ben de odama yöneldim. Biraz uyudum. Uyandıktan sonra oda arkadaşlarımla kaynaşma anları yaşadık ve bazı kurallar koyduk denilebilir. Odada yapılacaklar ve yapılamayacaklar gibi: odada sigara içmek yasaktı ama alkol çok sıkıntı olmazdı. 

Oryantasyon haftası yoğun geçti. Biz onlara hem hoş hem nahoş sürprizler hazırlamıştık. Onların varışını izleyen bir kaç hafta 100'den fazla yeni yüzle tanışarak geçti. Hem kendime yeni bir hayat kuruyordum, bu sefer ayaklarım daha yerde ve daha sağlam, hem zaten olan bir iki arkadaşıma sıkı sıkı tutunmaya çalışıyordum. Daha önemlisi bir sürü arkadaş edinmeye çalışıyordum, ilerde dost olacak cinsten. Bir kaçını ilk ay içinde buldum sayılır. Niklas (Finlandıyadan first year) yaklaşık bir buçuk ay sonra bana "anne" demeye karar vermişti bile. Bana bıraktığı notlarda bana anne diye hitap ediyordu ve oğlun diyerek imzalıyordu. Neden veya nasıl oldu ama birinci dönemin sonunda çok çok yakın arkadaştık bile. Onu bir oğul nasıl sevilir bilmediğim için bir kardeş gibi sevmeye başlamıştım. Geçen seneden olan bir kaç arkadaşlığım kopmaya yüz tutmaya başladı bazılarıysa umarım hayatımın sonuna kadar sürecek dostluklara dönüştü. Bu yıl çoktan daha iyi başlamıştı bile. Arkadaşlarımla daha iyiydim, hiç bir şeye değişmeyeceğim bir first yearım vardı (şuanda kendisi bana dünyadaki en yakın insanlardan biri). Üniversite başvuruları ve notlar konusunda stres yapmak dışında bir sıkıntım yoktu. Bu stres düzenli sinir krizlerine sebep oluyordu, baktığım üniversitelerin hiç biri içime sinmiyordu. Sonunda içime sinen bir okul bulmuştum, COA (Colelge of the Atlantic). Okula adeta aşık olmuştum. Benim ruh hali değişimlerime fazlasıyla alışmış olan oda arkadaşlarım bile aşırı kararsızlıktan bir anda spektrumun öbür ucuna ve son derece kararlılığa geçişime şaşırmışlardı.
İlk dönem üniversite stresi etrafında geçti. Aynı zamanda çok yakın bir arkadaş daha edinmiştim. Ian, bir şekilde hayatımın bir parçası olmuştu. Geçen sene sadece arkadaşım dediğim kişiye dostum demekten çekinmiyordum. Herkesin "Siz evlenirsiniz?" dediği türden bir arkadaşlığımız olmuştu. Oysa ben onun ve oda arkadaşımın arasını yapmaya çalışıyordum. Emindim yakın zamanda çıkacaklarına, sonra ne oldu da bir anda aralarına kara kedi girdi. Benim yakın arkadaşım ve en yakın arkadaşımı baş gçz etme umutlarım yok oldu.

Aynı dönemde UWC'ninde hareket olarak ve okul olarak sıkıntılarını daha net görmeye başladım. En kötüsü de bu problemlerin düzeltilemeyeceğine emindim. UWC deneyiminin ne olduğu ile ilgili kafam tamamen karışmıştı. O broşürlerdekilerin çoğunun makyajlanmış olduğunu fark etmiştim. Ama ne yapabilirdim: tek başıma, bir öğrenci olarak, hem de sessiz bir öğrenci. Ayrıca herkesin UWC algısının da aynı değildi. Bu da diversitynin bir parçasıydı. Ve biz UWC'de insanalrın düşüncelerine saygı duyardık. Sonradan benim gibi düşünen insanlar buldum. UWC fikrini o kadar seviyorduk ki, şu anki UWC'ye bir çok eleştiride bulunabiliyorduk. UWC'ye açık bir şekilde laf atabilen ve aynı zamanda UWC'yi inandığımız şekilde yaşamaya çalışan bir gruptuk. Birbirimizi bulma yolumuzsa her pazartesileri bir hocanın evinde çay içip konuşmanın hoşumuza gitmesiydi. Hepimiz rastgele insanlarla konuşmak iyi oluyor diye başlamıştık bu düzenli buluşmalara (ilk başta "uwc skills course" olan adını "a conversation" olarak değiştirdik). Son seansdaysa fark ettik ki bu grup sayesinde çoğumuz çok yakın arkadaşlar olmuştuk. "Nasılsın?" sorusuna "İyiyim." diye cevap vermiyorduk hiç birimiz, hele soran gruptan biriyse cevabımız saatler sürebiliyordu.

İkinci dönem için MUWCI'ye döndükten kısa süre sonra, üniversiteyi Türkiye'de okumak istediğime emindim.

UWC'yi çok ciddi bir şekilde eleştirir olmuştum. Her broşürde dalga geçecek eleştirecek bir şey buluyordum. bulduğumuz her media materyalini kesiyor altını çiziyor yorumlar ekliyorduk arkadaşlarımla. İkinci dönemim biraz bunun eşliğinde geçti. Şimdi dönüp bakınca tüm bu aşırı eleştirilerim, yerle bir edişlerimin sebebi aslında UWC çok sevdiğimdendi, sevmediğimden değil. onun olası potansiyelinin farkındaydım ve harcanmasına dayanamıyordum. İkinci dönemim muhteşem geçti. Arkadaşlarımla daha da yakınlaştım, eğlendim, gezdim. MUWCI'de daha önce yapmadığım şeyler yaptım.

Yael (Israel) in doğum günü için nehre indik mesela, ilk defa kanoya bindim.
Tüm gün uğraşıp kına gecesi düzenledim, kimse ilgi göstermedi.
En yakın arkadaşımla hippi kasabaya tatile gittim, cennetin ön izlemesine şahit olduk.

Onun dışında MUWCI hayatına devam ettim sayılır.
Yemek yapmaya devam ettim.
Geceleri Cage'in arkasından kampüsten kaçıp yıldızları izledim, bazen de gün doğumunu.
Gün batımını yakalayabilmek için kampüsün farklı köşelerine koşturdum.
Yakın arkadaşlarımdan biriyle çıkıyor sanıldım oysa sadece thirwheeling yapıyordum.

ABD'de başvurduğum iki okula kabul aldım. Türkiye'ye dönme fikrim biraz sarsıldı ama reddettim teklifleri. ABD gibi bir ülkede yaşamak istemedim. pişman değilim. Bu sonuç sonucunda bir hafta boyunca oda arkadaşlarıma ve oğlum dediğim Niklas'a yemek yaptım, totem yapmıştım sonuçta.

Study leave geldi. Günlerim ders çalışarak ve arkadaşlarımla konuşarak, yürüyerek geçmeye başladı.
Ayrılmanın hüznü yaklaşmıştı, oysa ben bazı arkadaşlarımla yeni yakınlaşıyordum. Yeni arkadaşlar yaptım bazılarıyla iyice yakınlaştım.

Red Cross Nordic'in Müdürüne kampüsü gezdirdim iki arkadaşımla, movement konusunda umutlandık. Adam açıkça öğrencilerinin akıl sağlığına önem verdiğini ve endişelendiğini söyledi, fikirlere açık gibiydi. Bizi şaşırttı açıkçası. Ve bizde küçük bir eylemi andıracak bir kampüs turu verdik adama.

Son bir hafta kala sadece tek bir sınavım kalmıştı ve şimdi MUWCI eğlenceli olacaktı ama ben revire düştüm ve son haftamın neredeyse tamamını revirde geçirdim.

Revirden çıktığımda, eşyalarımı toparlamam ve mezun olmam gerekiyordu. İki gün göz açıp kapayıncaya kadar geçti ve elimde üstünde UWC Mahindra College yazan bir diploma tutuyordum.

O anda gerçekten anladım, ben rüyamı yaşamıştım ve bitmişti bile. Hani bir şeyi hayal edersiniz tam uyumadan önce ulaşmayı dileyerek ama beklemeden, işte ben o hayali bitirmiştim. İnanması güç tabi ki. Şanslıydım.

Şanslıyım.
Yıllarca kurduğum hayale ulaştım ve yaşadım.
Bazen haya edebileceğimden güzeldi, bazense aklıma gelmeyen kadar kötü ama ulaşmıştım işte
ve bitmişti
En azından ilk kısmı.

Dediler ki "asıl UWC mezun olduktan sonra başlar."

Bakalım ne kadar haklılarmış!
Göreceğiz bundan sonra.
Belki de hikaye sona ermedi, yeni başlıyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder